Ahmet Genç

Dr. Ahmet Genç

25 Ağustos 2022

Ahmet Genç

Türkiye Ekonomi Modeli ya da Arz Yönlü Ekonomi Yaklaşımı

 

Bugünkü gazetelerde (25 Ağustos 2022) meşhur iktisatçı Joseph Stiglitz'in 

“Faizleri artırmak arz tarafındaki problemleri çözmüyor. Hatta daha da kötüleştirebilir çünkü arz sıkıntılarına yönelik daha fazla yatırım yapılması gerekir. Ancak faizlerin artırılması bu yatırımları zorlaştırıyor. Faiz artırmanın daha fazla gıda ve enerji üretimine ve arz sorunlarını çözmeye nasıl bir katkısı olabilir? Katkısı olacağını düşünmüyorum. Faiz artışı sorunların temeline inmiyor, durumu kötüleştirme riski barındırıyor." şeklinde görüş verdiği ifade ediliyor. 

Bildiğimiz üzere ülkemizde TCMB'nın politika faizini aşağı çekmeye başladığı geçen yılın ikinci yarısından itibaren çok yoğun bir faiz tartışması yaşanıyor. Politika faizinin aşağıya çekilmesinin yanlış olduğunu savunanlar olduğu gibi bunun aksini savunanlar da mevcut.  Burada bir kaç hususa değinmek istiyorum. Bu tartışmaların daha sağlıklı zeminde yapılabilmesine katkı sağlayacağını umarak.

  1. Öncelikle halen hem ülkemizde hem de dünyada yaşanan enflasyon olgusunun arz yönlü olduğu bir gerçektir. Önce pandemi sonra da Ukrayna Savaşı nedeniyle hepimizin bildiği durumlar ortaya çıktı. 

 2. Para politikası araçlarının, enflasyonla mücadelede genellikle talebi kısmak için, piyasadaki likiditeyi azaltmak amaçlı olarak kullanıldığı da biliniyor. Ancak mevcut durum için para politikasının kullanılmasının yararlı olmayacağı ortadadır. Nitekim yukarıda açıklamasını verdiğim ünlü ekonomist Stiglitz de bu hususa vurgu yapmış.

3. Esasen geçmişte yaşanan bazı krizlerde de para arzının kısılmasının krizi daha da derinleştirdiği tespitleri mevcuttur.

4. Bir iktisatçımız çözüm olarak politika faizinin örneğin yüzde 80'e çıkarılmasını önermiş. Bu durumun ekonomiyi durgunluğa sevkedeceğini kendisi de kabul ediyor ancak bu durumun kısa vadeli olacağını ifade ediyor. Bu görüşe karşı benim değerlendirmem yukarıda Stiglitz'in ifade ettiği cümleyle aynı olacak "faiz artırmanın gıda ve enerji üretimine ve arz sorunlarını çözmeye nasıl bir katkısı olabilir?". Kaldı ki mevcut durumda işletmelerin yüzde 30'lar seviyesindeki faizlerle bile yatırım yapmaya zorlandığı göz önüne alınırsa yüzde 80 politika faizi, bankaların belki yüzde 90 gibi bir faizle kredi vermelerine neden olacaktır. Bu durum ülkemiz ekonomisi için çok sert bir fren anlamına gelir ve bir çok işletme kepenk indirmek zorunda kalır.

5. "Türkiye Ekonomisi ve Bankacılığı'nın Tozlu ve Dumanlı Yılları 1980-2001" isimli kitabımda "Gaz mı Fren mi" tartışmaları başlığı altında o yıllarda yaşananları yorumsuz olarak gazete haberlerinden verdim. O dönemlerde de seçilmiş siyasiler net biçimde büyüme yönünde tercihte bulunmuşlardır. Bu nedenle de, sıkı para politikası uygulamak isteyen o dönem MB Başkanları ile tartışmalar olagelmiştir. Bugün de doğal olarak seçilmiş siyasi iktidar büyüme yönünde tercihte bulunmaktadır.

6. Geçmişte Hazine Müsteşarlığı'nca yapılan bir çalışmada Türkiye'de işsizliğin artmaması, en azından aynı seviyede kalması için asgari yüzde 4 büyümenin gerekli olduğu sonucuna varılmıştı. Bu da büyümenin önemini göstermektedir.

7. Madalyonun diğer tarafına gelelim. Mevcut yüksek enflasyonla yola devam edilemeyeceğine göre, enflasyon mücadelesi nasıl yapılacaktır? Az ya da çok iktisat okumuş hepimizin standart bir ezberimiz var o da "politika faizini yükseltelim ya da karşılıkları artıralım likiditeyi azaltalım işi çözeriz" şeklindedir. Ancak bu defa karşılaştığımız kriz diğerlerinden farklıdır. 

8. Gelişmiş ülkelerde var olan enflasyona ilave olarak bir de bizim döviz kurları üzerinden ithal ettiğimiz enflasyon vardır. Dolayısıyla bizim a) Arz yönlü b) Kur kaynaklı maliyetlerle mücadele etmemiz gerekiyor. Öncelikle çok eleştiri konusu yapılan KKM uygulaması bir döviz talebi oluşturmayacaktır. Zira ödemeler TL üzerindendir. Diğer yönleri elbette tartışılabilir. Ancak çok hızlı kur artışına karşı bir set oluşturduğu gerçektir.

9. Ekonominin döviz ihtiyacını kısaca cari açık olarak ifade edebiliriz. Cari açığı oluşturan temel hususlar hepimizin bildiği gibi; enerji, kısmen altın ithalatı, dışardan satın almak zorunda olduğumuz diğer ürünlerdir. 2017 yılında yapılan yerlileştirme çalışmaları çerçevesinde cari açığa neden olan neredeyse tüm ürünlerin listesi çıkarılmıştı. Hatırladığım kadarıyla ilaç, tıbbi cihazlar, aşılar, tarımda arz açığı olan ürünler vb. uzun bir liste mevcut idi. Yerlileşme için geçmişte uzun yıllar boyunca çok ciddi devlet destekleri verilmesine rağmen bir türlü yeterli yerlileşme sağlanamamıştı. Bu noktada görülen net bir husus "TL nin uzun bir süre diğer paralara karşı değerli tutulması" bunun sonucunda ucuz ithalatın içerde üretmeyi engellemesi idi. Diğer bir ifadeyle, ithalatı ucuz hale getirdiğimiz için artık üretmek yerine dışardan satın almak daha cazip geliyordu. 

10. S = I formulünü hepimiz biliriz. Yatırımlar fazla olursa bunu F ile karşılarız. S + F = I olur. Uzun yıllar boyunca ciddi büyüklükte bir F in de katkısı ile büyümemizi finanse ettik. Bununla birlikte dönem dönem F'i bulmakta zorlandık. Sürekli olarak cari açıkla büyümenin finanse edilmeye devam edilemeyeceği yaklaşımı ile artık bu kronik soruna neşter vurulmasının zamanı gelmişti. Yeni ekonomi politikasının zamanlaması elbette tartışılabilir. Kanaatimce bu politikanın 2017 yılında yerlileşme çalışmaları başladığı zaman uygulamaya konulması ve arada zik zak çizilmeden devam edilmesi gerekirdi.

11. O halde yapılması gerekenler nelerdir? Sorun arz taraflı ise çözüm de arz taraflı olmak zorundadır. Dolayısıyla yapılacak bir "kritik ürünler listesi" üzerinden, bu ürünlerin arz tarafında olabilecek üretimle ilgili problemlere acilen çözüm getirmek için bir "Üretim Süreci İzleme Timi" oluşturulmalıdır. Unutulmamalıdır ki stokçuluk bir sebep değil sonuçtur. Stokçu "malın fiyatının artacağı beklentisinde" ise stok yapar. Bir malın piyasaya arzı talebi karşılayamıyor ise yine fiyat artışı beklentisi stokçuluğu özendirir. Dolayısıyla arz ayağı iyi çalışırsa stokçuluk ayrıca bir denetime ihtiyaç kalmadan sona erer.

12. Burada dikkat edilmesi gereken husus "para politikası araçları hızlı biçimde sonuç verir ama arz yönlü politikalar üretimle ilgili olduğundan daha uzun zaman alır". Bu noktada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus cari açıkta en büyük kalemleri ouşturan malların üzerinde odaklanılmasıdır. Nitekim Karadeniz doğalgazının bir an önce piyasaya sunulmasının hızlandırılması, bu önerinin pozitif bir örneğini oluşturmaktadır.

13. Para politikası enstrümanı hiç mi kullanılmayacaktır? Bu krizde rolü ne kadar ise o kadar kullanılabilir. Esasen son zamanlarda alınan bazı tedbirlerin piyasada var olduğu düşünülen likidite fazlasını gidermeye yönelik olduğu görülmektedir. Para politikasında tek enstrüman politika faizi değildir. Zorunlu karşılıklar ve APİ de kullanılabilecek enstrümanlardır.

14. Son olarak bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitabın ismi "Changing Fortunes - The World Money and The Threat to American Leadership" yazarları Paul Volcker ve Toyoo Gyohten. Birisi dönemin FED Başkanı diğeri ise Japon Maliye Bakanı. Kitapta ilginç bulduğum konulardan biri ABD'nin o dönemde Japonya'ya sürekli olarak Japon Yen'ini değerli tutma yönünde telkinde bulunduğu, ayrıca General De Gaulle'ün Fransız Frankını milliyetçi hislerle değerli tutma isteğinden ABD ekonomi yöneticilerinin mutlu oldukları. Zira bu durum ABD için uluslararası ticarette avantaj oluşturuyor.

Saygılar.